25 Haziran 2017 Pazar

54) KELEBEKTEN SIĞINAK - KEZBAN ŞAHİN TAYSUN


Yitik Ülke Yayınları
104 sayfa



“Artık, barış gelmeli ve güneş gibi aydınlatmalı evreni! Silahlar susmalı. Irklar unutulmalı. Sevenler ayrılmamalı.”

Kelebekten Sığınak, Kezban Şahin Taysun’dan okuduğum ilk kitap. Yazarımızın bolca ödülü var.

Kitap 15 öyküden oluşuyor. Her bir öykü, kadınların yaşamından bir kesit sunuyor bizlere. Toplumun kadınlara baskısı, iş hayatında yaşananlar, erkek egemenliği…

Yıl 2017, 21. yüzyılı yaşıyoruz ama kadınlar hala varlık mücadelesi veriyor. Şiddete karşı kendilerini korumaya, okumaya, iş hayatında yer edinmeye, kısaca bir birey olarak yaşamaya çalışıyorlar / çalışıyoruz.

Kitapta herkes kendinden veya çevresinden bir parça bulabilir. Hikayelerden her biri ayrı bir yaraya değinmiş ve akıcılığı sayesinde hızlıca okunuyor.

Dikkatimi çeken bir nokta ise, çoğu hikayenin sondan başlayıp geri dönüş yaparak ilerlemesi. Ben bu tarzı severim.

Favori hikayelerim: Kelebekten Sığınak, Yağ Lekesi Değil Kömür Karası, Hüznün Şarkısı Dinle, Uçamayan Kelebekler

Kezban Şahin Taysun’a teşekkür ediyorum. Kadınların yaşadıkları sorunlardan kurtuldukları, eşit, adil bir dünya dileğimle…

Not: İyi bayramlar 🍬

“[E]ğer dünyaya gelirken kadın doğmuşsanız sonraki günlerinizde kör zihinlerde kesilip biçilip düzenlenen kötü resim olma olasılığınız hep yüksek!”

“Kötü yazgı diye bir kadına dayatılan hazır doğru; aslında erkek hükümdarlığının kötü bir oyunu değil de başka neydi?”

“Vatan insanın yüreğinin ve ayaklarının isteyerek gittiği yer mi? Yoksa taşıdığı kimliğe göre kendisine gösterilen adres mi?”


“Yaşamak, belki de uyum sağlayabilmek demekti; değişim ve dönüşüme!”


23 Haziran 2017 Cuma

53) BÜTÜN ŞİİRLERİ - EDGAR ALLAN POE


İthaki Yayınları
Çeviri: Oğuz Cebeci
225 sayfa



Gotik edebiyatın ve sembolizmin temsilcilerinden Edgar Allan Poe ile merhabalar! :D

İthaki yazarın tüm şiirlerini 225 sayfada toplamış. Sağ taraftaki sayfalarda şiirin İngilizcesi, solda ise Türkçesi mevcut. Ben tabii ki Türkçesini okudum, sürprizlerle dolu olmadığım için üzgünüm. :D

Kitaba genel olarak karamsarlık hakim, bazı şiirleri manzum hikaye gibiyken, bazıları sevgiliye ya da kendine yazılmış.

Önceden bildiğim Kuzgun, Annabel Lee gibi şiirlerini yine severek okudum. Diğer şiirler de güzeldi ama sanki vermesi gereken duyguyu tam veremiyordu. Çeviriden mi benden mi kaynaklı bilemedim.

Yazarın bütün öyküleri de elimde, yakın zamanda –umuyorum ki- onları da okuyacağım.

“Ah, fazla parlak bir düş uzun sürmek için
Ah, yalnızca kararmak için yükselen
Yıldızlı Umut.”

“Her zaman şimdiki gibi değildim.
İstedim ve söke söke kazandım

Alnımın üstündeki kızgın tacı.”


22 Haziran 2017 Perşembe

52) TANRI VE CANAVARLARIN DÜŞLERİ - LAINI TAYLOR


Artemis Yayınları
Çeviri: Uğur Mehter
651 sayfa


Bir serinin daha sonuna geldim. Tanrı ve Canavarların Düşleri üçüncü ve son kitaptı.

Hacimce biraz fazlaydı ve ‘ne mana?’ diye sorduğum olaylar oldu. Bana göre, son kitapta düğümlerin çözülmesi gerekirdi. Bunun yerine iyice karıştı, arap saçı kıvamına geldi, sonra da çözülürmüş taklidi yaptı.

Keşke, daha kısa tutup, kararında bırakılsaydı.

Bu seri aslında yaratılan dünya bakımından güzel, fakat yazardan mı kaynaklı bilmiyorum, anlatımı kopuk kopuktu. Tek kelimelik cümleler çok fazlaydı. Bir de yazar, son kitapta hayalindeki dünyayı geliştirmeye yeni şeyler eklemeye çalışmış ama bunu ilk kitapta yapmalıydı –bence-.

Duman ve Kemiğin Kızı serisinde, ilginç olarak ana karakterler yerine yan karakterleri sevdim. Karou ve Akiva bence fazla yapaydı. Ziri, Liraz ve Brimstone favorim oldular.

Melek – şeytan konusu işleyen bir seriyi de okumuş oldum. Kitaplar için Hülya’ya teşekkür ediyorum. :)

Serinin diğer kitapları:

“Veda edilmezdi. Vedalar kötü şanstı…”

“Bazen hayat, masaldan ne kadar uzak olduğunu göstermek için adeta özel çaba gösteriyordu.”


“Zaman, bizim sınırlarımızla sınırlı. Geçmiş ve geleceği, biz kendimiz inşa ediyoruz.”


19 Haziran 2017 Pazartesi

51) SONSUZ DİKKAT DAĞINIKLIĞI - DOMINIC PETTMAN

sel yayıncılık

“Gündelik Yaşamda Sosyal Medyaya Odaklanmak”
Sel Yayıncılık
Çeviri: Yunus Çetin
126 sayfa


Son zamanlarda Bilge’yle sıklıkla konuştuğumuz konu sosyal medyanın bizde odaklanma sorunu yarattığıydı. En basitinden, ders çalışmamız gerektiğinde, telefon mucizevi bir alete dönüşüyor ve aklımızın bir kısmı hep orda kalıyordu.

Bu konuşmaların üzerine D&R’ı gezerken, Sonsuz Dikkat Dağınıklığı dikkatimi çekti, başlığı ne kadar da bize uygundu! Böylece aldığım gibi okumaya başladım.

Sonsuz Dikkat Dağınıklığı bir araştırma-inceleme yazısı. Yazar sosyal medyayı 5 ana başlık altında bize sunmuş:
·        Hipermodülasyon
·        Senkronizasyon İstenci
·        Algoritmanın Köleleri
·        Muzır içeriğe dikkat: Fappening ve Dikkat Dağıtıcı Başka Erotik Şeyler
·        Sonuç: Tek Boynuzlu Atın Peşinde

Ben kitabı sevdim. Sosyal medyanın iyi ve kötü yönlerini, gerçek-zamanlılık yüzünden insanda doğan senkronizasyon ihtiyacını, insanı kapak resmindeki Cıvıldama Makinesi’ne çevirdiğini vs. detaylıca anlatmış.

Araştırma-inceleme yazılarını seviyorsanız, tavsiye edilir.

Alıntılar size kitabı daha iyi anlatacaktır:

“Dünyanın nasıl işlediğini ne kadar derinden fark edersek, elimizi kolumuzu bağlayan bir öfke, hınç, bunalım, utanç ve acizlik sarmalına kapılmamız o kadar kolaydır. Sosyal medyanın bu kadar bağımlılık yaratmasının nedenlerinden biri de kuşkusuz budur: kitlelerin yeni afyonu. Ağrıyı giderir.”

“Bir tarafta haklara, sorumluluklara, kişiliğe, failliğe vs. sahip bir yurttaş, yani şahıs olmaya ilişkin daha eski anlayışlar ile diğer tarafta özlemlere, beğenilere, profillere ve görüşlere sahip, ardında çerez kırıntıları bırakan bir tüketici olmak gibi yeni yeni ortaya çıkan varoluş biçimleri arasında gidip geliyoruz.”

“Zihnimizde bir yerde, ayak uydurabileceğimiz işleyen bir toplum imgesi vardır, ama kendimizi bodrum katında unutulmuş bir yapboz parçası gibi hissederiz. Tamamlanmış resmi sergileyen kutu da kayboluvermiştir; her şeyi tekrar bir araya getirmemizi sağlayacak harita da elimizde yoktur. Dikkatimizi dağıtmaya yönelik arzumuzu körükleyen işte tam da budur. Her durum güncellemesi, her tweet, her gönderi, her tumblr paylaşımı ve her selfie Durkheim’ın ayrıntılı bir biçimde betimlediği modern-öncesi toplumun o kayıp resmine ve yansımasına tekabül etme vaadinde bulunur.”

“Telefon mesaj sesiyle çınlar. Boynumuz kasılır. İçimizdeki Pavlovcu hassas noktalar yüzeye çıkar ve birer maymun gibi elektronik muzlarımızı –tuzak olduğunu anlamaksızın- elimizde tutmayı sürdürmemiz için sosyal ve bilişsel bilimler alanında çalışan yüksek maaşlı kadroları ellerinde bulunduranlar tarafından sömürülürüz.”




17 Haziran 2017 Cumartesi

Yaşamdan Kareler: Vialand Tema Park


Vialand Tema Park uzun zamandır aklımda olan ama sürekli ertelediğim bir aktiviteydi. Erteleme nedenim üşengeçliğimin yanında, arkadaşlarımın korkmasıydı.

Geçen sene Kero –kuzenim- gelirim demişti, sizce de kendisi bir tane değil mi? Bugün, Kero, dayım ve ben Vialand yolunu tuttuk.



Biletleri halledip, eşyalarımızı kilitli dolaba koyduktan sonra haritamızı açtık. En yakında ‘Nefes Kesen’ vardı ve sıra beklemeden yerimizi aldık. Nefes Kesen’i fotoğrafta görebilirsiniz.

vialand tema park
Nefes Kesen, kırmızı raylar


İyi ki Nefes Kesen’e geldiğimizde binmişiz, eğer izleseydik ben binemeyebilirdim. –korktu- :D Çığlıklarımla park inledi ama indiğimde tüm stresimi atmıştım. :D


Ardından Viking’i tercih ettik. Kendisi su kaydırağı ama uyarayım, en önde oturuyorsanız feci ıslanıyorsunuz. Yağmurlukla binenler vardı. Ama biz bir güzel serinledik. Ayrıca tercih ederseniz, kurutucular vardı.

vialand tema park

Adalet Kulesi, benim daha önce hiç binmediğim ve korkunç bulduğum bir oyuncaktı. Hani tepeye çıkarıp, sonra birden salıyorlar ya, ondan. Neyse ki kademe kademe iniş yaşamadık, tek seferde birden saldılar. Bu nedenle düşündüğüm kadar korkunç değildi.

Vialand Tema Park

Bir Zamanlar İstanbul Sokağı’ndan yürüdük.

 

Maceraperest’e bindik, daha sakin ve eğlenceli bir trendi.

Safari Tünel’de elinize tabanca veriyorlar ve yol boyunca kötü ruhları öldürüyorsunuz. Sonuç olarak; Kero 42 bin, ben 34 bin, dayımsa 23 bin.


Çılgın Nehir’de ıslanırsak, 360’da kururuz düşüncesiyle Çılgın Nehir’de sıra bekledik. Kendisi pek çılgın değildi, ayrıca şanslı yere oturmuşuz, Kero ve bana pek su gelmedi.

360 

360 da aşırı korktuğum oyuncaklardan biriydi. Yerlerimizi aldıktan sonra Kero ‘hazır mısın’ diye sorduğunda, ‘hayır, hiç değilim, vaz mı geçsem?’ şeklinde cevap vermeye devam ediyordum. Vazgeçemedi. :D Evet, yine çığlık attım –aslında bindiğimiz çoğu şeyde attım- ama indiğimde ‘o kadar da korkunç değildi’ diyebildim.


Tüm parkı dolaştık. Çıkmadan da Fatih’in Rüyası’na uğradık. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethini canlandırmışlar. Kayığa biniyorsunuz ve maketlerde adım adım savaşı görüyorsunuz.


Tema Park için aldığımız bilet, Jungle Park’ta da geçerliydi.

İçinde genelde yılan ve kertenkele türevleri vardı.

 

Sanırım zeki olan bir tanesi de, çıkış kapısını bulmuş ve kafasını sokmaya çalışıyordu.


Eğlenceli bir gündü. Korksam da, çığlık da atsam lunaparkları çok seviyorum. İyi ki Kero ve dayımla gitmişiz.

Şuraya da son günlerde sıkça dinlediğim şarkıyı bırakayım:


16 Haziran 2017 Cuma

50) GİZLİ BAHÇE - KANG YI-EUL ( Secret Garden #2 )

olimpos yayınları, secret garden 2

Olimpos Yayınları
Çeviri: Derya Son
320 sayfa


Hatırlarsanız, bu yılın 6. kitabı olarak Gizli Bahçe 1’i okumuştum. Sanıyorum ki o zaman ikincisi yeni çıkmıştı ama benim almam bir ay önceye tekabül ediyor.

Alıp, hemen okudum mu? Hayııır, yeni kitaplarımın düzenime alışmasını bekledim. Kitaplarım konusunda aşırı fedakârımdır. 😄

Yeniler bana alışırlarken, benim büt haftam yaklaşmaya başladı. Böylece okuma hızım da arttı. Size de sınav dönemlerinde aşırılı okuma isteği geliyor mu?

Ne okusam diye bakınırken, Secret Garden gözüme çarptı ve artık okunmaya hazır olduğunu anladım, bana kitaplıktan ‘burdayım’ diye bağırıyordu. Başlamadan önce Kitap Eylemi ve Bahçe Perim’le Arkeoloji Müzesi’ne gittiğimizde fotoğraflarını çektim. Kendisi pek bir fotojenik!

korean drama, kitap, kağıt salıncak


Bu işlemlerin ardından, 2 gün içinde okuyup bitirdim. Bu tarz kitaplar, sınav dönemlerimde beni mutlu ediyor, kronik negatifliğimi biraz atmamı sağlıyor.

İkinci kitap da, birinci gibi senaryoyla roman arasında kalmıştı. Dizisini izlediğim için sahneler gözümde canlandı ama kitabın duyguyu veremediğini düşünüyorum bknz Joo Won’un asansörde kalması. Dizide o sahne harikaydı. –Hyun Bin sonuçta 💚-

Ayrıca kitapta birçok yerde gözüme çarpan yazım hataları oldu. Büyük hatalar değiller ama olmasalar daha iyiydi.

Kitapların çevirilerinde dikkatimi çeken nokta ise dizilerin çevirileri gibi olmasıydı. Korecedeki bazı kalıpları kullanmadığımızı düşünüyorum, dizide görselle desteklenince sorun olmuyor ancak kitapta sırıtmıştı.

Bence kitabı okumadan önce dizi izlenirse daha rahat anlaşılır.

olimpos yayınları, kitap, konu, kağıt salıncak

Sonuç olarak, Gizli Bahçe / Secret Garden çok fazla edebi bir eser beklemeden, fantastik konusuyla eğlenceli vakit geçirmek için okunacak bir kitaptı. Sınav dönemleri için de ideal gibi çünkü ilkini de geçen dönemin büt zamanında okumuşum.

Yaşasın büt zamanlarında gelen kitap okuma isteği!

Keyifli okumalar 🍃

“Sanatçılık başkalarını mutlu eden, mutsuz bir meslektir.”

“Herkes, her gün bir şeyleri unutarak yaşıyor.”


“Çünkü karşılıklı severken, sevdiğin insanla berabersen, dünyanın neresi olursa olsun senin için masal olacaktı.”


14 Haziran 2017 Çarşamba

49) SANA SÖYLEYEMEDİĞİM HER ŞEY - CELESTE NG


Martı Yayınları
Çeviri: Zeynep Yeşiltuna
336 sayfa

Her ailenin kendince sırları, anlatamayacakları vardır. Bunların farkındadır ya da değildir ama sorunların mevcudiyetini ortadan kaldırmaz. Bir gün, normal yaşayış altüst olabilir ve sırlar ufukta görünebilir.

Sana Söyleyemediğim Her Şey, bir aile hikayesi… Kapağını gördüğümde, ‘kesin mutlu bir aşk romanı’ demiştim. Kapağa aldanmayın.

Kitap, ergenlik, aile, evlilik, ebeveyn, ırkçılık, göçmenlik vs. problemlerini konu alıyor. Her cümlede ince bir hüzün gizli.

Sana Söyleyemediğim Her Şey’in yüreğe dokunmanın yanında hayatı sorgulatan da bir yanı var. İçerdiği her konuyu, ustaca anlattığını düşünüyorum.

2015’te Ala Alex Ödülü ile Asia-Pacific American Ödülü almış.

Arka kapaktaki “adına mutluluk dediğimiz denge oyunu ve bizi bir arada tutan sırlar üzerine başka bir hikaye” cümlesi kitabı çok güzel özetlemiş.

Kitabı herkese tavsiye edebilirim, özellikle kendi yaşayamadığı hayatı, çocukları üzerinden yaşamaya çalışanlara…

“Yaşadıkları onlara her zaman büyük gelecekti.”

“İnsan zaten hayatta asla istediğini elde edemezdi. Tek yapabildiği şey, onsuz da idare etmeyi öğrenmekti.”




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...