21 Kasım 2017 Salı

103) KAR TANELERİNİN BİR BİLDİĞİ VAR - DEBBIE MACOMBER

christmas letters

Novella Yayınları
Çeviri: Nilgün Birgül
224 sayfa


Uzun zamandır Debbie Macomber kitabı okumamıştım. Küçük Mucizeler Dükkanı serisini lisedeyken, mutsuz olduğumda okumuş ve hayata daha olumlu bakmaya çalışmıştım. Bazen sıradan, basit, her sorunun çözüldüğü kitaplar umutsuzluğa düşmemek için çare olabiliyorlar.

Ben Debbie Macomber serisini anne kitapları olarak tanımlıyorum çünkü annem çok seviyor. Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var’ı da onun rafından aldım. Sınav dönemi sonrası rahatlatıcı bir kitaba ihtiyacım var diye düşündüm. Ayrıca adı da ilgimi çekti. –Orijinal ismi Christmas Letters nasıl Kar Tanelerinin Bir Bildiği Var’a dönüştü pek emin değilim. 😁

Öncelikle tekrar belirteyim, kitap çok basitti. Diğer kitapları gibi Polyanna hisleri de uyandırmadı. Bu tarz romanlarda karakterler nasıl hemen aşık olabiliyor anlam veremiyorum, bu yüzden bana yapmacık geldi. Aşk modernleştikçe duygu yelpazesini kaybediyor sanırım.

Kitabın sevdiğim yönü ise Noel zamanında geçmesiydi. O süslemeler, christmas kurabiyeleri, neşeli şarkılar romanın artı yönüydü. Kitabın kapağındaki gibi bir ortamda düşledim kendimi okurken. Umarım bir gün Noel zamanında yurt dışında olabilirim. 🎅

“ ‘Hayalindeki erkekle tanışacaksın.’ (…)
‘İnsan mı, kedi mi?’ ”


“Otuzlu yaşlardaysan Noel Baba yoktur. Beş yaşındaysan vardır. Ama umut her yaşta seninledir.”


18 Kasım 2017 Cumartesi

Film: Ayla - The Daughter of War



Çevremde Ayla’ya gitmeyen tek insan olmak üzereydim ki en sonunda ben de izledim.

İzleyenlerden duyduğum, sosyal medyadan okuduğum kadarıyla filmde ağlamayan yokmuş. Hikayeyi de aşağı yukarı biliyordum tabii.

Öncelikle belirtmeliyim ki fragmanda, Ayla’yı oynayan Kim Seol’ü pek sevememiştim. İzlediğimde nasıl sevimli bulmadım diye kendimi tokatladım. :D Çocukları pek sevmediğimi düşünürseniz… Kim Seol gerçekten güzel bir oyunculuk sergilemiş.

İsmail Hacıoğlu’nu da genel olarak severim. Süleyman Dilbirliği rolünün de altından kalkmıştı.

Filmde Warner Bros etkisi hissediliyordu. İlk yarıyı daha çok sevdim, ikinci yarı… Yani, anladınız siz. :D



Tarihte anlatabileceğimiz o kadar çok konu var ki, biz neden böyle filmler için geç kalıyoruz bilmiyorum.

Bu arada Ayla, Oscar’a aday.

Sonuç olarak, eğer izlemediyseniz tavsiye ederim. Tüm salon şiş gözlerle çıkarken, ağlamadığımı da belirtmek istiyorum. Gülümseten sahneler, hüzünlü anlardan fazlaydı bence. Yine de benden daha duygusal olma ihtimaliniz karşısında kağıt peçetelerinizi unutmayın :D

“Babalar verdikleri sözleri mutlaka tutarlar.”

Yönetmen: Can Ulkay
2017 – Türkiye
Dram – Romantik
125 dk



16 Kasım 2017 Perşembe

102) LEVANA - MARISSA MEYER

bir ay günlüğü

Artemis Yayınları
Çeviri: Beril Tüccarbaşıoğlu Uğur
215 sayfa


Levana, Ay Günlüğü serisinin ara kitabı. Winter’a geçmeden okumak istedim.

Bu kitapla Aylı kötü kraliçe Levana’yı anlayabileceğimi, mantıklı bir yönünün olacağını düşünmüştüm.

Yanılmışım.

Levana benim sevdiğim kötü karakterlerin arasına giremedi.

Serinin diğer kitapları gibi bu kitabı da çok hızlı okunuyor. Bir günde bitirmeniz olası, ayrıca bir kısmı da Winter’ın ilk 4 bölümünden oluşuyor.


Ay kraliçesini merak ediyorsanız okuyun derim, yoksa serinin devamlılığı için pek önemli olduğunu sanmıyorum.

Serinin diğer kitapları:
1-  Cinder
2 – Scarlet
3 - Cress


7 Kasım 2017 Salı

101) OTHELLO - WILLIAM SHAKESPEARE


Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çeviri: Özdemir Nutku
157 sayfa


Othello, Shakespeare okumak istediğim zamanlar için sakladığım, elimdeki son Shakespeare kitabıydı. Böylece yeni Shakespeare oyunları alabilirim. :D

Eğer Hasan Ali Yücel serisinden okuyacaksanız, önsözü sonsöz olarak okumanızı tavsiye ederim.

Othello, Hamlet’ten sonra yazılan ve onun izlerini taşıyan bir tragedya. Kıskançlığı ve ırkçılığı anlattığı kadar, dürüstlüğü, güvenmeyi ve saflığı da konu alan bir hikayesi var.

Sonuç olarak favori Shakespeare kitabım olamasa da, güzeldi.

Not: Vizelerimin bu cumartesi başlayacağını ve bu durumdan duyduğum derin hüznü sizinle paylaşmak istedim. Bloguma çok vakit ayıramazsam bilin ki vizelerin suçudur. 👀




“Çaresi olmayan hastalıkta acılar sona erer,
İyileşme umuduyla duyulan acı beterini görüp diner.”

“Asıl yaşamak ahmaklıktır, yaşamak işkenceyse,
Kurtuluş ölümdeyse, ölümdür bunun töresi de.”

“Başlangıcı birden bire olanın sonu da çabuk gelir.”

“Herkese ibret olsun diye en iyiler,
Feda edilirmiş savaşta.”


“Kim egemen olabilir ki yazgısına?”


3 Kasım 2017 Cuma

100) MY MAD FAT DIARY 2 - RAE EARL



Novella Dinamik
Çeviri: Belgin Selen Haktanır
396 sayfa



“GENÇLER, Dünya’yı ELE GEÇİRİN ve SEVME hakkımızı geri alın.”

My Mad Fat Diary’nin ikinci kitabıyla hepinize merhaba!

Öncelikle, dizinin kitap serisiyle birebir olmadığını söylemeliyim. Ben dizisini daha çok sevmiştim. İzlemediyseniz, benden bir tavsiye olarak alabilirsiniz.

İkinci günlüğü Rae’nin liseyi bitirmesi ve üniversiteye başlaması arasındaki zaman dilimini anlatıyor.

Rae bu kitapta biraz daha üzgün, obsesif kompülsif hali ön planda, kendini sevmeye çalışıyor ve hala eğlenmeye devam ediyor.

Kitabı yer yer kıkırdayarak okudum, bazen de Rae’nin çıkmazları içinde kayboldum. Genele baktığımızda kısa sürede bitenlerden oldu.

Bu seriyi önerir miyim diye sorarsanız, herkesin sevebileceği bir seri olduğunu düşünmüyorum. Edebi bir yönü yok. 90’larda yaşayan İngiliz ergen kızın günlükleri… Yine de Rae, diziden sevdiğimiz Rae işte.

Ayrıca bu seriyi okurken aklımda sürekli Wonderwall çalıyor.



“Bazen yabani otlarla ve çatlaklarla dolu bir tarlada çılgın ve nadir görülen bir çiçek gibi hissediyorum. 
Yok, yabani ot olan benim… Ama iyi ve garip bir yabani ot.”

“Emekli olmak için can atıyorum. Henüz çalışmaya başlamadığımı biliyorum ama baskı hissetmek istemiyorum.”

“Hitler olmaktansa deli olmayı yeğlerim.”

“Ölmek istemiyorum; sadece yaşamı sevmenin bir yolunu bulamıyorum.”

“Kendimi sevmezsem, yalnızlığımı hiçbir şey gideremez.”

“Dünyayı kurtarmak istiyorum ama henüz kendimi kurtarmanın bir yolunu bulamadım.”

“Tartıdaki rakamlar oynayabilir ama inanın ki zihniniz aynı yerde kalıyor. Başka şeyleri düzeltmeye kalkışmadan önce zihninizi düzeltmeye bakın.”

31 Ekim 2017 Salı

99) GİZLİDİR BÜTÜN AŞKLAR - MAEVE BINCHY

echoes

Doğan Kitap
Çeviri: Boğaç Erkan
509 sayfa


Daha önce Maeve Binchy’den İtalyanca Aşk Başkadır kitabını okumuştum ve sevmiştim. Elimde de indirimden aldığım Gizlidir Bütün Aşklar vardı, akıcıdır diye düşünüp başladım.

200’lere kadar kitap elimde süründü, sonra biraz daha akıcı hale geldi ya da ben kitabın sakinliğine alıştım bilemiyorum.

Öncelikle Gizlidir Bütün Aşklar bence bir aşk romanı değil, kasaba romanı. Castlebay kasabasında yaşayan insanları, onların birbirleriyle ilişkilerini konu alıyor. Clare, David, Angela gibi kahramanların bakış açılarından bakıyoruz lakin bazen karakterler arasında geçiş yapıldığını fark etmek zor oluyor çünkü ayrı ayrı bölümler şeklinde basmamışlar. En azından karakter geçişlerinde, paragraflar arasına yıldız koyabilirlerdi.

Kitabın sonu da çok havada kalmıştı. Sanki ‘bu kadar anlatmak yeter, hadi bitirelim gitsin’ der gibi…

Üzgünüm Gizlidir Bütün Aşklar ama bizimle değilsin, seni sevemedim.

“Tabii ki çok zor olacak, ama bunu yapmaya değer kılan da ok zor oluşu, eğer kolay olsaydı o zaman ipe sapa gelmez herkes bunu yapabilirdi.”

“Ve eğer sorun bir erkekse, biz buna değmeyiz. Hiçbir erkek herhangi bir kadının bir saat bile uykusuz kalmasına değmez.”

“Kendimi uzun zamandır kaybedip de arayıp durduğum bir şeyleri bulmuş gibi hissediyorum. Eve gitmek gibi bir şey bu, sadece eve gitmekten çok daha hoş; eve dönmenin olması gerektiğini düşündüğünüz haline benzer bir şey.”


“İnsanlar çoğu zaman olduklarından daha zalim görünürler. Kalpleri muhtemelen oldukça merhametlidir.”


29 Ekim 2017 Pazar

Tiyatro: Macbeth

Bu sefer bir tiyatroyla geldim size, hem de –doğru tahmin ettiniz- Shakespeare’den!

şehir tiyatroları


Kağıthane Sadabat Sahnesi’nde Bilge’yle Macbeth’i izledik. İstanbul’a geldiğimden beri Shakespeare oyunu izlemek istiyordum ve o gün bu gündü.

Bir ay önce biletlerimizi almıştık.

Öncelikle belirtmeliyim ki, biz Macbeth’in sürrealist bir yorumunu izledik. Bu yüzden oyun kısaltılmış 75 dakikaya düşürülmüştü.



Macbeth’i henüz okumadığım için, sürrealist yorumuyla karşılaştıramıyorum ama oyunu gerçekten beğendim. Görsel anlamda beklediğimden çok daha iyiydi.

Kostümler, dekor, ses ve ışıkla yaratılan ortam etkileyiciydi. Karakterlerin kötü yönlerini göstermek için kukla kullanılmıştı.


Leydi Macbeth’i oynayan oyuncu harika bir performans sergiledi ve ben cadıları sevdim.

Şehir Tiyatroları’nın programında Macbeth’e rastlarsanız, kaçırmayın derim. Umarım ki yanınıza oyun boyunca telefona bakan bir teyze veya sevgilisiyle fısıldaşan bu yüzden de perde kapandığında sarışın adam tarafından dövülen birisi oturmaz. Böyle şeyler olursa da, derin bir nefes alıp Türkiye’de yaşadığınız gerçeğini hatırlayın ve ‘saygı’, ‘eğitim’, ‘kültür’ gibi kavramların ‘sözde kalması’yla yüzleşin.



Yazan : WİLLİAM SHAKESPEARE
Çeviren : SABAHATTİN EYÜPOĞLU
Yöneten : ULVİYE KARACA
Dramaturgi : DİLEK TEKİNTAŞ
Sahne Tasarımı : GAMZE KUŞ - CİHAN AŞAR
Kostüm Tasarımı : GAMZE KUŞ
Işık Tasarımı : MUSTAFA TÜRKOĞLU
Müzik : CAN ATİLLA
Koreografi : ÖZGE MİDİLLİ
Efekt : KADİR ARLI
Yönetmen Yardımcısı : ÜMİT BAHADIR TUNÇ - DİRENÇ DEDEOĞLU - NİLAY YAZICIOĞLU
Süre : 75 DAKİKA / TEK PERDE

OYUNCULAR: DAMLA CANGÜL, DİRENÇ DEDEOĞLU, GÖKÇER GENÇ, KUBİLAY PENBEKLİOĞLU, MANA ALKOY, NURDAN KALINAĞA, ŞİRİN KILAVUZ SEVİNÇ, TUĞRUL ARSEVER

"İyi kötüdür, kötü de iyi..."
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...